Something not Special for All of Us

Saturday, 11 April 2026

"THE" PERFECT PAIR

 




Çok uzun bir aradan sonra, yeniden merhaba!

Buraya yazamadığım süre boyunca, umarım iyisinizdir. Nedense bir türlü buraya yazabilecek enerjiyi bulamadım kendimde. Büyük bir motivasyon eksikliğim var sanırım, bir de yazmaya cesaretim olmadı galiba. Halbuki buraya yazmayı gerçekten çok istemiştim. Ocak ayı civarında yazmaya niyetlenip birkaç cümle de yazmayı başarmıştım aslında. Ama bir türlü devamı gelmedi. Öyle ya, bazen de olmaz. 

Hoş, olmayan şeylere ve planların uçup gitmesine hayli alışkınım aslında. Yine de beklentiye girmemek ve plan yapmamak çok zor oluyor. Umarım sizin beklentileriniz sizi mutlu edecek şekilde sonlanıyordur. Maneviyatı çok yüksek biri olarak tanımlamam zor olur muhtemelen kendimi, fakat o kadar içten şekilde diliyorum ve dua ediyorum ki "her şeyin en iyi ve güzeli olması" için. Belki de günün sonunda beklentilerimin ya da planlarımın boşa çıkmasının sebebi ettiğim dualardır diye düşünüyorum (yine de bir nebze de olsa planladığım şekilde olsa işler, sanırım daha az stres olurum). 

Bugünlerde stresimi yönetmekte çok zorlanıyorum, saatli bomba gibiyim adeta. Bir türlü kendimi rahat hissedemiyorum. Karakterim gereği zaten çok rahat bir insan olmasam da bu kadar gerginlik benim bünyemde bile fazlalık yapıyor. Biraz içime kapandım gibi hissediyorum. Aslında yapmak istediğim çok şey var, ama ne cesaretim oluyor ne de enerjim, tıpkı buraya yazamamam gibi. 

Baharın gelmesi ile beraber daha huzurlu olacağımı düşünüyordum, bahar insanıyım sonuçta. Önümüzde yaklaşık 2 ay olması sebebiyle, kendimi daha fazla strese sokmayacağım huzurlu olabilmek için. Bir de, bir süredir biraz rahatsız olmam kaynaklı (mental değil, şimdilik :D) toparlayamadım kendimi sanırım. Gri bulutlarım beni hiç yalnız bırakmadı sağ olsun (yanımda sadece onlar da olsa) :D

Sizin de ara ara düşündüğünüz, geç kalmışlık hissine büründüğünüz bir şeyler var mı? Ben kendimi oldum olası bir şeylere/yerlere yetişmeye çalışırken buluyorum. Duygusal anlamda da belli bir noktaya gelebilmek, kendimi yarış haline soktuğum konulardan biri. Çok ilkeli ve planlı olduğum (!) için duygusal anlamda birilerine yakınlık duymak için kendimi hiç uygun zamanda hissetmedim. Sonra da elimden kaçıyormuş gibi hissetmeye başladım tüm fırsatların. Böyle anlarda verdiğim ufak (!) yanlış kararlar olsa da bir şekilde toparlayabildim diye düşünüyorum. Lakin bu aralar çok daha farklı hissediyorum bu konuda. Bir şeyler yanlış hissettiriyor, bir olmamışlık var sanki. Aslında her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu düşünüyordum fakat bu konuda da içimde o geç kalmışlık hissini duymaya başladım (27 yaşıma çok az kaldığı için midir, bilinmez). Nasıl kurtulabilirim bilmiyorum. Normalde gemileri yakmak en kolayı benim için, hiçbir şey olmamış gibi devam edebilirim. Ama şu noktada cesaretim yok, kaldıramayacağım yüklerin altına girmek istemiyorum. Çünkü gemilerin yanması cidden çok umurumda şu an. Elimden tutmasını beklediğim insan da bu noktada sadece figüran gibi kalıyor ne yazık ki. Bir şeylerin değişmesi gerek ama nasıl ve nereden başlamalı, bilemiyorum. Neyse, bu kadar ağlamak yeter sanırım :D

Bir süre önce Bram Stoker's Dracula izledim, o kadar tiyatral ki bir noktada eğlenceli bir hal aldı benim için film her ne kadar trajik sayılabilecek bir film olsa da. Bir de Gary Oldman... Geçtiğimiz sene Nosferatu'nun yarısını sinemada izleme fırsatım olmuştu, gotik korku zaten sevdiğim bir tür. Lakin arkası bu kadar boş gerilim izlemek benim o kadar da keyif aldığım bir şey değil. O sebeple Bram Stoker'ın Dracula'sı daha izlenilesi geldi benim açımdan.

Bunun dışında Gone Girl izleme fırsatım oldu (evet izlemeyen tek insan falan olabilirim). Uzun filmlerle pek aram yok aslında, bu sebeple bu filmi  planladığım süreden yaklaşık 8 sene sonra izleyebildim :D Biraz abartı gibi gelecek fakat gerçekten böyle oldu. Filme gelecek olursak, psikopat ablamız az bile yaptı bence. İzlerseniz muhtemelen benim gibi düşünmeyeceksiniz ama olsun :)

Son olarak birkaç gün önce izlediğim Elizabethtown için de birkaç cümle yazmak istiyorum. Kristen Dunst bu blogta ismi en çok geçen insanlardan olabilir, bu film için de; kendisini izlerken yine gülümsemelerinin arkasındaki yalnızlığı ile beni etkiledi diyebilirim. Filmin başlangıcı ve sonu çok ayrı fazları anlatıyor insan hayatı ve duyguları açısından ve ben genelde bunun tam tersi olduğu zaman nedense daha anlamlı buluyorum hikayeleri (depresif biriyim galiba). Fakat yine de kayıplarla mücadele ve yeniden kendini bulmaya çalışmak adına güzel bir film olmuş. Uzun seyahatlerin de hayranıyım gerçekten, hasret kaldım biraz :) Keyifle izlenilebilecek bir film olduğunu söyleyebilirim.

Uzun zaman yazmayınca, kendimi durdurmakta güçlük çekiyorum, yine uzun bir yazı oldu. Okuyacak olanlara başarılar ve keyifli okumalar! 

Öneri şarkıyı dinlemek için, tıklayabilirsiniz!


No comments:

Post a Comment